İskele Caddesi Kozacıoğlu Apartmanı No:4 Daire:5 Caddebostan
                                                        Telefon: 0216 380 32 29
                                                            GSM: 0539 551 19 23

HİSSEDİYORUM ÖYLEYSE VARIM

 

Duygunun kökeninde insanların hayatta kalması ve gelişmesine yardım etmek amacıyla evrimleşmiş doğuştan gelen adaptif bir sistem olduğu görüşü geniş bilimsel destek almıştır. Duygular, bizim pek çok temel ihtiyacımızla bağlantılır.Fiziksel ve ruhsal sağlığımızı korumak için õnemli olan durumlara karşı bizi hızlıca uyarır, ihtiyaçlarımızın karşılanıp karşılanmadığını değerlendirmek suretiyle bizim için neyin iyi veya kötü olduğu bilgisini bize verirler. Aynı zamanda bu õnemli durumlarda ihtiyaçlarımızı karşılamak üzere eyleme geçmeye bizi hazırlar ve rehberlik ederler. Duygu temel bir işlemleme biçimini harekete geçirir. Mesela korku tehlikenin nerede olduğunu arayan bir korku işleme mekanızmasını harekete geçirir; üzüntü bize bir kayıp yaşadığımız, öfke ise ihlale uğradığımız bilgisini verir. Duygular aynı zamanda hızlıca niyetimizi belli eden ve ifade edildiğinde başkalarını etkileyen birincil iletişim sistemimizdir. Duygular bizim kim olduğumuzu tanımlar. Duygular ‘düşünüyorum o halde varım’ dan ziyade ‘ hissediyorum õyleyse varım’ fikri üzerine temellenir. Duygu temelli teoriler de õnce hissettiğimizi, sonradan düşündüğümüzü ve çoğunlukla hissettiğimiz kadar düşündüğümüzü öne sürer. Duygusal değişimler , böylelikle kalıcı bilişsel ve davranışsal değişimlerin anahtarı olarak görülür.

 

İnsanlar duygularını daha iyi tanıdıklarında, daha iyi deneyimlediklerinde, kabullendiklerinde, irdelediklerinde, anlamlandırdıklarında, bunları dönüştürmeyi ve esnek biçimde yönetmeyi öğrenirler. Nihayetinde dünya ve kendileriyle ilgili duygularının sağladığı önemli anlamlara ve bilgilere erişme konusunda daha başarılı hale gelirler. İlaveten bu bilgileri mutlak surette ve adaptif biçimlerde kullanma konusunda da daha yeterli hale gelirler Yönlendirilip değiştirildiğinde korkutucu duygularla başetmek kolaylaşır. Bu durumda bireyler ancak kendilerini olduğu gibi kabul ettiğinde dönüşüm ve değişim olacaktır. Dönüşüm duyguların farkedilip verimli hale getirilmesiyle olacaktır. Duygular hayatımızın en önemli kararlarına hükmeder, en derin endişelerimizi ve en önemli ilişkilerimizi etkileyen olayların sinyalleridir. Bizi bağlı, enerjik, sevecen ve ilgili tutar. Buna rağmen bazen bizi anlamadığımız veya pişman olduğumuz şeyleri yapmaya da yönlendirir. Duygular özgün kişiliğimize rehberlik eder.

 

İnsanlar, genel olarak herhangi bir sebebin veya mantığın zorladıkları yerine yapmayı sevdikleri şeyi yapmayı tercih ederler. Bunu şu takip eder; bir davranışı degiştirebilmek için o davranışı motive eden yani harekete geçiren duyguların değiştirilmesi gerekir. Duygular ayrıca düşünceleri etkiler, kişi öfkeli hissettiğinde aklına aklına öfkeli düşünceler gelir, üzgün olduğunda üzücü hatıraları anımsar. Olumsuz duyguların değişmesi için olumsuz düşünceyi değiştirmek her zaman işe yaramayacaktır. Mesela; kendine kötü yerine daha iyi bir değer biçme gibi bir bilişsel değişim bile aslında kanıta veya mantığa dayalı bilişsel bir değişim değil, yüksek oranda duyguya dayalı tutumsal değişimdir. Birinin kendini değerli görmesi, kendisinin temel duygusal düzeninde bir değişimi ve temel işlev biçiminde bir değişimi içerir. Kendine, dünyaya ve diğerlerine bakış açısındaki değişim temelde duygusal değişime dayanmaktadır. Duygular sadece kendimize ve diğerlerine bakışımızı degil, onlarla ilişkilerimizi de güçlü bir şekilde etkiler. Duygusal ifadeler ilişkileri yönetir ve değiştirir. Mesela õfke mesafe yaratırken, savunmasızlık silahsızlandırır. Böylece , kişiler arası çatışma, kişilerin tavırları değiştirilerek çözüleblir.

Duygu odaklı psikoterapilerle duygusal farkındalık ve yeterlilik sağlanmaya çalışılır, duygusal yeterlilik kişinin hayatında yaşadığı problemler ile başedebilme kabiliyetini geliştirmek ve insanların içinde ve onlara karşı uyumunu artırmak olarak tanımlanır.

 

Duygu eksikliği , insanların zekalarının bir kısmını çalar çünkü duygular bir durumda neyin önemli olduğunu ortaya çıkarır ve ihtiyacı olan veya istedikleri şeyi elde etmek konusunda yapılacaklar konusunda önderlik eder. Birinin kızgın yada üzgün olduğunu bilmemiz, o kişinin ihtiyaçlarının karşılanmadığını gösterir. Birinin ne hissettiğinin farkında olmak o kişinin probleminin doğasını tanımlamaya yardım etmenin ilk adımıdır , bundan sonra kişi belli durumlarda hangi davranışın en uygun olduğunu tanımlayabilir.

 

Kişi istediği duyguya sahip olmaya, istemediği duygulara ise sahip olmamaya motivedir. Çünkü bu eğilim büyümeye ve hayatta kalmaya yardımcı olur. İlişkiler, ihtiyaçlarımız ile buluştuğunda veya amaçlarımıza ulaştığımızda tatmin, heyecan ve keyif ile birlikte, biz veya ilişkimiz başarısız olduğunda ise utanç, anksiyete ve yalnızlık ile daha fazla eylem ve etkileşim meydana gelir. Insanlar, en öncelikli olarak negatif değil potizitif duyguları hissetmeyi arar, tüm duyguları fazlasıyla işlevseldir ve insanlar mutluluğu arayarak değil, kendi amaçlarını gerçekleştirmenin yardımıyla da kendi duygu düzenlemelerini gerçekleştirirler. Bu yüzden bir cerrah yada bir asker, mutluluk hissetmek için değil, daha çok bir hayat kurtarmanın yada yoketmenin ferahlığını yada gururunu hissetmek için saatlerce terleyip çabalar. İnsanların amaçları bazen iyi hissetmekten fazlasını içerir, bazı zamanlarda ve belli şartlarda negatif duyguları ararlar, acıyı tolere ederler, kızgınlığı kabul ederler veya kendilerini kurban ederler. Bunlar daha fazla düzenleyici hisler olan, erdem, sevgi veya özgürlük, adalet gibi değerlerin hizmetinde gerçekleşir.

 

Duyguların yardımıyla, kişiler ses, görüntü, koku ve bunun gibi, insanların iç güdülerinin sözel olmayan işaretlerinin algı örüntülerine otomatik olarak reaksiyon gösterirler. Bu sözel olmayan işaretler, bize, tür olarak yüzyıllardır hizmet etmişlerdir. Korkudan kaynaklanan kaçış, güven üretir; iğrenme, ahlak bozan bir ihlali dışarı atar ve üzüntü de kişi kayıp olan diğerini çağîrır. Kişiler yenilik, rahatlık, kayıp veya aşağılama sinyali veren kendi çevrelerindeki ipucu örüntülerine , otomatik tarzda duygusal olarak cevap verirler. Her duygu bir ihtiyacı belirtir ve duyguların yani ihtiyaçların ne olduğunu fark etmek bu ihtiyaçların karşılanması imkanını verir. Bir kişi üzüntü hissettiğini kabul ettiğinde bu durum onun bilinçdışının birşeyi kaybettiğini, rahatlık arayışında olduğunu ve büyük ihtimal iletişim için haykırmak istediğini aktarır.

 

Dört farklı duygu türü vardır;

 

Birincil adaptif duygular;

Acil bir durumda uygun doğrudan bir yanıttır ve bu kişiye uygun eylemi yapmak konusunda yardım eder. Örneğin biri sizi çocuklarınıza zarar vermekle tehdit ediyorsa , öfke burada adaptif duygusal bir yanıttır, çünkü tehtidi sonlandırmak için kendinizden emin , iddialı bir duruş almanızı sağlar. Korku , tehlikeye karşı adaptif bir duygudur, savaşma , kaçma veya donarak gözetleme konumuna getirir, dolayısıyla tehlikeyi azaltacak en eygun tepkiyi vermemizi sağlar. Bu tür otomatik hızlı yanıtlar, atalarımıza hayatta kalma konusunda yardımcî olmuştur.

 

 

Maladaptif birincil duygular;

Bu duygular, genel olarak, geçmiş, sıklıkla travmatik ve deneyimler üzerine temellenmiş, fazla öğrenilmiş yanıtları içerir.Mesela; kırılgan biri, büyürken yakınlığın sonrasında , genel olarak fiziksel ve cinsel istismar geldiğini öğrenmiş olabilir. Böylelikle bu kişi yakınlığı yada önemsenmeyi, potansiyel bir ihlal olarak algılayıp, otomatik olarak öfke ve/ veya reddetme olarak yanıtlayacaktır.

 

İkincil tepkisel duygular;

insanlar sıklıkla, geçmiş dönemdeki birincil adaptif duygularına duygusal tepkiler taşırlar, böylece bunlar ikincil duygularla yer değiştirirler. Bu durum orijinal duyguyu saklar yada dönüştürür ve tekrarlayan biçimde , hareketlere, şimdiki duruma, bütünüyle uygun olmayan şekilde öncülük eder. Örneğin, reddedilmeyle karşılaşan ve üzgün yada korku hissetmeye başlayan bir adam, öfke fonksiyonel yada adaptif olmadığında bile reddedilmeye karşı ya öfkeli yada korktuğu için kendine öfkeli olabilir. Pek çok ikincil duygu acı dolu birincil duyguya karşıya belirsizlik veya savunma yaratır.

 

Yardımcı duygular;

Diğerlerini kontrol etmek, yada onları etkilemek olarak açıklanan duygulardır. Örneğin timsah gözyaşları

diğerlerinin desteğini elde etmek için, öfke hükmetmek için, ve utanç sıklıkla kişinin sosyal yapıya uygunluğunu bilinçli olarak belirtmek için kullanılır. Kisinin vereceği duygusal tepki orijinal duygudan bağımsızdır.Bu duygular manipülatif yada sahte duygular olarak adlandırılır.

 

İnsan beyni anatomisi, iki önemli sürecin sonucu olarak görülür; duyguya sahip olma yeteneği ve bu duygular üzerine derinlemesine düşünme yeteneği. Bu nedenle yaşam iki ana değerlendirme içermektedir. İlk değerlendirme, duygu sistemimiz tarafîndan , dil olmadan, farkında olmaksızın, otomatik olarak yapılır. Bu değerlendirme bize, şeylerin bizim için iyi yada kötü olup olmadığını söyler ve ilgi, yenilik- değişiklik, tehdit, ihmal, kayıp ve başarı elde etme gibi belli başlı değerlendirmeler temeline oturur. Sonra bilinçli olarak tepki verdiğimiz, çok sıklıkla dilimizde birincil değerlendirmenin bir ürünü olarak, ikinci bir değerlendirme süreci daha vardır. Temel olarak, eğer yapabilirsek, değerlendiririz, birinci değerlendirmeyi takiben de önerilen yònlendirmeleri takip etmeliyiz. Temel duygularımıza güvenebilirsek, eğer bize rehberlik etmeleri konusunda doğruluklarına güvenebilirsek, ve eğer biz, sahiden istediğimiz şeyi gerçekten istersek, onlara erişebiliriz.

 

Yakın zamanda yapılan nörobiyolojik çalışmalar göstermektedir ki, onarılmayan ve ifade edilmeyen duygular depresyon, panik atak, obsesif kompulsif bozukluklar, fobiler, kaygı bozuklukları, travma sonrası stres bozukluğu ve psikosomatik bozukluklara neden olmaktadır.

 

Duygular üzerine düşünmeyi öğrenebilirsek, bize zarar veren, hayat boyu farkında olmadan tekrarladığımız olumsuz yaşam döngülerini değiştirebilir, gerçekte ne hissettiğimizi fark edebilir, daha hissederken onarabilir gerekiyorsa ifade edebiliriz. Duygusal farkındalık hem bireyin yaşam kalitesini artırır, hemde türü ve süresi ne olursa olsun ilişkileri çok daha sağlıklı başlatmamızı ve sürdürmemizi sağlar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>